MENÜ
Antalya
Gün Haber
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Gökten bir Yıldız kaydı…
Serpil Nur Abiral
YAZARLAR
18 Kasım 2019 Pazartesi

Gökten bir Yıldız kaydı…

Bu hafta Yılmaz Özdil’in “ KADIN “ kitabını okurken orada ki bir hikaye beni çok etkiledi… Köşe yazılarından alıntılarla derlenen bu kitapta öyle güzel yaşanmış hikayeler varki kitabı elimden bırakamadım. Hatta başlığı Cynthia olan hikayeyi okur okumaz arkadaşıma anlattım inanın o kadar etkilenmiştim ki bu hikayeyi bir şekilde sizlerle ne zaman paylaşsam diye düşünürken o gün bu gün olmalı dedim ve işte hikaye …

Dede Bağdat kadısı, baba padişah tarafından atanan Heyet-i Ayan azası, uşaklı, bahçıvanlı bir köşkte yabancı dille büyütülen yakışıklı delikanlı yüksek tahsil için İskoçya’ya gönderilir. Londra’da bir partide gördüğü etrafa şen gülücükler atan İngiliz kadına aşık olur. Küçük bir sohbet sırasında genç kadının  her gün Hyde Park’ta atla gezdiğini öğrenen genç adam bunu bir tesadüfe çevirir ve parkta atla birlikte gezintiler başlar. Ve tabi ki aşkta… Delikanlının tahsil hayatı bitmiş artık memleketine dönme zamanı gelmiş ne yapacak hemen sevdiğine evlenme teklif eder.  Genç kadın önce sevinçle kabul eder ama sonrasında bir durur boynunu büker olmaz Jack var der… Jack kim?

Genç kadının ailesi tiyatrocu, hayatları turnelerde geçiyor. Baba ölünce anne bi adamla kaçıyor kız anneanneyle kalıyor. Anneanne ne yapsın torununu evlendiriyor ama savaş zamanı damat savaştan dönemiyor kız 16 yaşında hamile ve dul..  Jack doğuyor…

Hikayeyi dinleyen genç adam sorun yok oğlumuzla gideriz diyor ve doğduğu şehir İstanbul…

Onlar için sorun olmasa da sorun çok büyük. Mustafa Kemal Bandırma vapuruna binerken İngiliz gelinin kabusu da başlıyor… Köşke gelen gençler sıcak bir karşılama beklerken aile İngiliz geline tepki gösteriyor. Memleket İngiliz işgalindeyken olacak iş mi İngiliz gelin?

Ama pes etmek yok aşk çok büyük sevdiği adam uğruna kara çarşafa bile giren İngiliz gelin Cynthia,  Müslüman olup “Nadide” adını alıyor. Nüfusa doğum yeri Londra yazılamayacağından tesadüf ya Bandırma yazılıyor…

Memleket kurtuluyor, cumhuriyet kuruluyor. Hariciyeye giren delikanlı Lozan’da İsmet İnönü’nün özel kalem müdürü oluyor. Herşey yolunda derken bir kanun çıkıyor, hariciyecilerin eşi ecnebi olamaz.. İnönü çok başarılı bulduğu bu gence kıymak istemiyor ve boşan ama birlikte yaşa işine de devam et diyor. Delikanlı bu teklifi; o ailesini, memleketini, dinini, benim için terk etti ben ondan da aşkımdan da vaz geçmem diyerek teklifi geri çevirip istifa ediyor. O günden sonra elde avuçta ne varsa yavaş yavaş eriyor.

Köşk gidiyor tükene tükene gecekonduya kadar düşüyorlar. İki çocukları oluyor biri kız biri oğlan… Eşinin bu duruma hiç sızlanmadan katlanıyor olması ona olan aşkını büyütürken, çaresizlik onu alkole sürüklüyor ve çalışamaz hale geliyor. Ve her geçen gün sefalet büyüyor. İngiliz anne adı gibi Nadide bir kadın, o hallerinde bile sokakta dilenen yaşlı bir kadına kendi yatağını veriyor, evinden atılmış iki çocuklu kadına kapısını açıyor, hatta kaçak olan dara düşmüş bir Fransız’a da sofrasını açıyor, çocuklarına kuru da olsa ekmeği paylaşmayı öğretiyor.

Bu durum İngilizler tarafından duyuluyor ve al çocuklarını gel yurduna diyorlar eğitimlerini üstlenmeyi de teklif ediyorlar ama cevap benim eşim Türk çocuklarımda Türk burada yaşayacaklar oluyor.. İki din, iki devlet  arasında perişan olan kadın aşkını sapasağlam tutuyor. O devrin cumhuriyeti gariban ailelerin çocuklarına da eşit davranarak eğitim verdiğinden çocuklar eğitimlerini alıyorlar .. Baba delikanlı gibi yaşayarak ölüyor. Anne Nadide de zatürreden vefat ediyor hayatının en zor günlerini yaşadığı İstanbulda kızının evinde. En çok kızına güvenen, en çok da oğlunu seven bu koca yürekli kadının kızının adı Yıldız … Oğlunun ise Müşfik Kenter…

Ve bu gün Yıldız Kenter; babasının, o koca yürekli annesinin, kardeşi Müşfik’in yanına yolculuğa

çıkıyor…

Yıldız Kenter’e her baktığımda onda başka bir asalet yansıması görürdüm, bir başkaydı ama neydi bunu bana hissettiren çok düşünmüşümdür. Duruşu, tavrı yaşam şekli son derece avrupai gelirdi bana hikayeyi okuyunca anladım… Yanılmamışım…

91 yaşında aramızdan ayrılan değerli usta Türk Tiyatrosunun Divası Yıldız Kenter’i sevgi ve saygı ile sevdiklerinin yanına uğurluyoruz “Bir varmış, bir yokmuş” derler ya işte “Bitti” Mekanın cennet yolun ışıklı olsun…

Ölümün saati yok, yanınızdakine değer verin, kırmayın, sevdiğinizin değerini kaybettikten sonra değil yaşarken bilin…Toprak aldığını geri vermiyor…

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Nevin salova
 18 Kasım 2019 Pazartesi 14:44
Bu hikaye gerçekten çok duygulandırdı beni içinde çok anlam yüklü sonunda Yıldız Kenter ismi çıkınca şaşırdım ama insanlardaki karakterin sevginin saygının zorla kazanılmadığını ailenin birkez daha önemli olduğunu anladım büyük üstat belki aramızdan ayrıldı ama sevgisi ve yetiştirdiği yeni Kenterler devam edicek Nurlar içinde uyu ??
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Gün Haber